Anasayfa
İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KANUN TASARISI KABUL EDİLEMEZ PDF Yazdır E-posta

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU TASARISI TASLAĞI ÜZERİNE TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ GÖRÜŞLERİ

Hatırlanacağı gibi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 2003 yılında, “İş Sağlığı ve Güvenliği”, “İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimleri” ve “İş Güvenliği ile Görevli Mühendis veya Teknik Elemanlar” hakkında üç yönetmelik çıkarılmıştır. Yapılan başvurular üzerine bu yönetmelikler, Danıştay tarafından kısmen ya da tümden iptal edilmiştir.

 

2005 yılında, Danıştay tarafından iptal edilen “İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği” ile tümüyle aynı içerikte “İş Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü” hazırlanarak Danıştay’ın incelemesine sunulmuştur. Danıştay Tüzük hakkında, "soyut ve doğrudan uygulama gücü olmayan bir biçimde ifadelendirildiği, işçi ve işveren kesiminin bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesine yönelik yeterli koruyucu hükümler içermediği, herkesin farklı yorumlayabileceği şekilde düzenlendiği, uygulamada karışıklığa ve duraksamaya yol açacağı" görüşünü bildirmiştir.

Yine bu tarihten sonra, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi’nin 2005 yılında aldığı karar uyarınca İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği/Tüzüğü ile benzer içeriğe sahip olan “İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı” Ocak 2006’da taraflara iletilmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliğinde Öncelik ve Hedefleri ’nde (2006-2008) İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun çıkarılması gerekliliği belirtilmiş, bu anlayışa uygun olarak Taslak taraflarca iki yıl süreyle tartışılmıştır. Türk Tabipleri Birliği’nin Taslağa ilişkin görüşleri Bakanlığa sunulmuş, ancak Türk Tabipleri Birliği ve diğer tarafların görüşleri hiçbir biçimde dikkate alınmaksızın İş Kanunu’nun “iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili hükümleri” ile diğer bir kısım kanunlarda değişiklik öngören bir Torba Yasa Tasarısı, “istihdamı teşvik” adı altında 1 Mayıs 2008’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur.

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarı Taslağı Alt Komisyon çalışmaları (12 Mayıs 2008) sürdürülürken eş zamanlı olarak, iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı istihdamını gereksiz harcama olarak gören, bu alanda sunulacak hizmet ile birlikte verilecek eğitimleri de taşeron şirketlere bırakan, kamuoyunda “İstihdam Paketi” olarak bilinen 5763 sayılı Torba Yasa TBMM’de kabul (15 Mayıs 2008) edilmiştir.

Bundan oldukça kısa bir süre sonra 10 Ekim 2008 tarihinde, içeriği kısmen istihdam paketine giren İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı Taslağının yeni bir versiyonu Çalışma Bakanlığı tarafından tekrar taraflara gönderilmiştir. 28 Kasım 2008 tarihinde ise Bakanlıkça “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimi ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Biriminin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” Taslağı taraflara iletilmiş, İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısının kimi maddeleri bu kez de Yönetmelik kapsamına alınmıştır.

Meslek örgütleri ve sendikaların görüşlerinin yanısıra yargı kararları da göz ardı edilerek, 2003’deki üç yönetmelik yerine hazırlanan “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Hakkında Yönetmelik” 15 Ağustos 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin kimi maddelerinin iptali istemiyle yapılan başvurular üzerine Danıştay 10. Dairesi 29.3.2010 ve 16.4.2010 tarihlerinde; piyasanın taleplerini önceleyen ve daha önceki tarihlerde Danıştay’ın iptal ettiği düzenlemeleri de barındıran bu Yönetmeliğin önemli maddelerinin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.

Ne var ki Danıştay tarafından iptal edilen yönetmelik hükümlerinden bazıları 15 Haziran 2010 da “Kanun Teklifi” haline getirilmiştir. Komisyonlardan oldukça hızlı geçen “teklif”, “Gelir Vergisi Kanunu” ile birleştirilerek Meclis’in tatile girdiği 23 Temmuz 2010 günü karara bağlanmıştır. 6009 sayılı “Torba Yasa”, işçi sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile eğitimlerin taşeron kuruluşlar tarafından yerine getirilmesini sağlarken, işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı eğitimlerinde meslek örgütlerini devre dışı bırakmıştır.

“Torba Yasa”nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geldiği günlerde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in; “İSG Yasa Tasarısı Taslağı ile bütün çalışanlar iş sağlığı ve güvenliği kapsamına alındı…” sözleriyle 2008-2009 yıllarında gündemde tuttuğu “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı”, yeni haliyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer tarafından 15 Temmuz 2010 tarihinde duyurulmuştur.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 7 yıl süren ve adeta ‘yaz-boz’ tahtasına dönen çalışmaları sonucunda ortaya koyduğu Yasa Tasarısı’nda bir kez daha, hukuka aykırı, işçi sağlığının korunması ve geliştirilmesi ile iş güvenliği önlemlerinin artırılmasına yönelik olmayan, pazar ekonomisinin belirleyici olduğu düzenlemeleri sunmaktadır. Öte yandan bu Tasarıyla, yaşam hakkını savunan, alanın ihtiyacını gözeten ve hizmetin niteliğinin artırılması gereğine vurgu yapan, bu alandaki birikimi ve deneyimi tartışmasız olan kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları da bu alanın tümüyle dışına çıkarılmaktadır.

Bu süreçte, işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin görüşlerimiz çeşitli kereler sunulmuş olup bu kez gönderilen Yasa Tasarısına ilişkin önceki görüş ve önerilerimize ek olarak genel değerlendirmelerimiz aşağıda paylaşılmıştır. Bu nedenle, söz konusu Tasarı Taslağına ilişkin görüşlerimizin bir bütün olarak değerlendirmeye alınması gerektiğine ayrıca dikkat çekmek isteriz.

 

 

 

 

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU TASARISI TASLAĞI HAKKINDA

YASA TASARISININ KAPSAMI

İSG Yasa Tasarısı son taslağında amaç “işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının sürekli olarak iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemek” olarak ve amaca uygun kapsam “Bu kanun; kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, … tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanır.” (m.2) şeklinde belirlenmiştir.

Tüm çalışanlar gerçekten yasa kapsamında “iş sağlığı ve güvenliği” hakkına sahip olacaklar mı?

Kamu çalışanlarının “iş sağlığı ve güvenliği” hakkı 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda tanımlanmıştır. Kanun (m.188) “kaza ve mesleki hastalık hallerini” tanımlamasına karşın, bu şekilde mağdur olanların haklarını 45 yıldır alamadıkları bir gerçektir. İşvereni devlet olan kamu çalışanları için sigorta yasası çıkarılmadığından ve çalışanlar adına prim ödenmediğinden; devlet memurları iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hakkından yararlanamamaktadır.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Kanunu ile kamu çalışanları Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmış olmakla birlikte, iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kapsamına alınmaları sözkonusu olmamıştır. Bir başka anlatımla memurların “iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hakkı” anılan Yasa ile de sağlanmamıştır.

SSGSS Kanunu gereğince memurlar adına emekliliğe esas aylık tutar üzerinden (toplam %36) kısa ve uzun vadeli sigorta pirimi ödenmektedir. Ancak, tüm sigortalılar için işveren (yani devlet) tarafından ödenmesi gereken, iş riskine göre değişen oranlardaki (%1–6,5) “iş kazası ve meslek hastalığı primi”, devlet memurları adına ödenmemektedir.

SSGSS Kanunu ile İSG Yasa Tasarısı aynı dönemde hazırlanmakla birlikte birbirine karşıt tanımlar içermektedir. İSG Yasa Tasarısı Taslağı’nda “çalışan”, “Kendi özel kanunlarındaki statülerine bakılmaksızın kamu veya özel işyerlerinde istihdam edilen gerçek kişiyi” ifade etmektedir (m.2). SSGSS Kanunu ise “kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişiyi” (m.3/6) sigortalı olarak tanımlamaktadır.

Ayrıca, iş kazası veya meslek hastalığı durumunda işveren kamu ise; “sorumluluk” kavramı değişmektedir. SSGSS Kanunu (m.21) “İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise” iş kazası ve meslek hastalığı olarak kabul etmektedir. Ancak, taşeronlaşan kamu hizmetlerinde çalışanların sağlığını ve güvenliğini korumayan “sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan gelirler kurumuna veya ilgililere rücû edilmez” düzenlemesiyle taşeronun sorgulanmasının olanaksız olduğu durumlarda üst işveren olarak kamu kurumları yöneticilerini sorumlu tutma olanağı ortadan kaldırılmaktadır.

Diğer taraftan, İSG Yasa Tasarısı Taslağı (m.2/ç) “Bu Kanun hükümleri; çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına mal ve hizmet üretimi yapanlar hakkında, uygulanmaz” ibaresi ile kendi nam ve hesabına çalışanları “istisnalar” içerisinde saymaktadır.

Bu nedenlerle “İSG Yasa Tasarısı Taslağı ile bütün çalışanlar iş sağlığı ve güvenliği kapsamına alındı, sağlık ve güvenlik önlemleriyle ilgili çalışan sınırı kaldırıldı…” sözleri gerçek durumu yansıtmamaktadır.

Özetle Tasarı “İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin” 155 sayılı ILO sözleşmesi ve “İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin” 161 sayılı ILO sözleşmesi ile uyumlu değildir. Söz konusu sözleşmeler “çalışan” kavramından kamu çalışanları dahil tüm çalışanları anlamaktadır. Hükümetin öncelikle SSGSS Kanunu ile kamu çalışanlarına bu hakkı tanıması ve kendi hesabına çalışanları istisna olarak kabul etmemesi gerekmektedir.

İSG HİZMETLERİ NASIL VERİLECEK?

İSG Yasa Tasarısı işverenleri, “iş sağlığı ve güvenliği hizmetini sunmak için” işyerlerinde iş güvenliği uzmanı ile işyeri hekimi görevlendirmekle yükümlü kılmaktadır. Ancak aynı madde (m.7/1) içinde “Bünyesinde bu vasıflara sahip personel bulunmayan işyerlerinde, bu hizmetin tamamı veya bir kısmı ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alınarak yerine getirilebilir” ibaresine yer verilerek bu hizmetin dışsallaştırılmasına, taşeronlaştırılmasına olanak sağlanmaktadır. Taslak’ta “yetki belgesine sahip kamu kurum ve kuruluşları ile Türk Ticaret Kanununa göre faaliyet gösteren şirketler” şeklinde ifade edilen “ortak sağlık ve güvenlik birimi” (OSGB) tanımından, bu hizmetin ya pazar koşullarında sunulacağı ya da çeşitli kamu kurumları ile Toplum Sağlığı Merkezlerinde görev yapan hekimlere angarya olarak havale edileceği anlaşılmaktadır.

İSG Yasa Tasarısının çalışma süresi ile ilgili (m.7/2) düzenlemelerine bakıldığında; işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının çalışma sürelerinin “çalışan başına ayda; çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için en az 20 dakika, tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için en az 15 dakika, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için en az 10 dakika olacak şekilde” hesaplandığı görülmektedir. Buna göre çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri 585, tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri 780, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri 1170 işçiden fazla istihdama sahip ise işverenleri, “işyeri sağlık ve güvenlik birimi” (İSGB) kurmakla yükümlü olmaktadır.

İş Yasası 81 inci madde Taslak ile yürürlükten kaldırılacağından 50’den fazla işçisi olan işyerlerinde “İSGB kurmak ve işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı istihdamı” zorunluluğunun sınırları yeni düzenlemeyle 585-780-1170 rakamlarına çekilmekte, böylece 2009 yılında yayınlanan yönetmelikte 500-750-1000 olarak belirlenen sayının da üstüne çıkılmaktadır. Bu kadarla da kalınmayarak işverenlerin istemeleri durumunda tüm işyerlerinde hizmetin tamamını, piyasa koşullarında OSGB’den alabilecekleri bir sistem öngörülmektedir. ÇSGB’nın 9 Aralık 2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayınladığı “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Hakkında Yönetmeliğin Uygulanmasına Dair Tebliğ” (m.5/6) “Bakanlıkça yetkilendirilen OSGB’ler az tehlikeli sınıfta yer alan ve 1000 (bin) ve daha fazla işçi çalıştıran, tehlikeli sınıfta yer alan ve 750 (yediyüzelli) ve daha fazla işçi çalıştıran, çok tehlikeli sınıfta yer alan ve 500 (beşyüz) ve daha fazla işçi çalıştıran işyerleriyle hizmet sözleşmesi yapamazlar. Ancak, bu işyerlerinde İSGB kurarak alt işveren olarak hizmet verebilirler” denildiği gözetildiğinde, Yasa Tasarısının işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini daha da zayıflattığı görülmektedir.

Öte yandan “tasarruf” politikalarına yönelik bu uygulama, bireysel olarak işyeri hekimi ya da iş güvenliği uzmanı olarak çalışmanın imkânsızlaşması sonucunu doğuracak; hekim ve mühendisler taşeronun sağladığı eleman olarak ancak bu şirketin uygun gördüğü işyerlerinde çalışma olanağı bulabilecektir.

İSG Yasa Tasarısı “işyeri hemşiresi/sağlık memuru” nu da tümüyle alandan çıkarmaktadır. 1980 ve 2003 tarihli yönetmelikler; 50’den fazla işçi çalıştıran ve işyeri sağlık birimi açmak zorunda olan tüm işyerleri için işyeri hemşiresi veya sağlık memuru istihdam zorunluluğu getirmiştir. Taslağın 2006 ve 2008’deki halinde ise “işyeri hemşireliği” tanımı “iş sağlığı ve güvenliği konularında görev yapmak üzere Bakanlıkça yetki verilen resmi veya özel kurum ve kuruluşlar tarafından düzenlenen işyeri hemşireliği eğitim programlarına katıldıklarını belgeleyen ve Bakanlıkça açılacak sınavda başarılı olup Bakanlıkça belgelendirilmiş hemşire” olarak yapılmış ve ayrıca işverenlerin işyeri hemşiresi görevlendirmesi şart koşulmuştur. Dünyada ve Türkiye’de “işyeri hemşireliği” bilim dalı ve uzmanlık alanı olarak kabul edilmesine ve söz konusu düzenlemeler ortaya çıkana kadar işyerlerinde işyeri hemşiresi veya sağlık memuru çalıştırma zorunluluğu olmasına rağmen, her yeni düzenleme ile bu zorunluluk biraz daha gevşetilmiştir. Önce işyeri hemşiresi veya sağlık memuru istihdamı için gerekli işçi sayıları yukarı çekilmiş, sonra bu kavramlar yerine “diğer sağlık personeli” ibaresi kullanılmaya başlanmış ve“kayıtların tutulması, istatistikî bilgilerin derlenmesi ve yazışmaların yapılması ve benzeri” görev tanımları yapılarak bu kişilerin gerçek istihdam amaçlarından uzaklaşılmış, sonunda sağlık hizmeti üzerinden yapılan tasarruflar nedeniyle, pazarın beklentisi doğrultusunda işyeri hemşiresi veya sağlık memuru istihdamı zorunluluğu tümüyle ortadan kaldırılmıştır.

İSG Yasa Tasarısı işverenin, “mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik çalışmaları da kapsayacak iş sağlığı ve güvenliği hizmetini … kendisi üstlenebileceği” (m.7/8) ve “risk değerlendirmesi yapabileceği” (m.10/1) düzenlemeleri, İşverenlerin kendisine ait işyerlerinde bir bakıma işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanı görevini üstlenmesi anlamına gelmektedir. ÇSGB’nin bu alandaki denetimlerinin yüzde 3’den daha az olduğu düşünüldüğünde bu düzenlemelerin yaratabileceği sonuçlar da öngörülebilmektedir.

Aynı Taslak, denetim eksikliğini kapatmak adına olsa gerek, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarına “görevlendirildikleri işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili mevzuata uygun olan tedbir ve tavsiyelerini işveren veya işveren vekiline yazılı olarak beyan etmek, beyan edilen hususların işveren tarafından yerine getirilmemesi halinde ise bu hususu Bakanlığa bildirmekle” (m.9/2) yükümlü getirmektedir. Ancak bu bildirimin yapılabilmesinin koşullarının başında gelen işyeri hekiminin mesleki bağımsızlığını ve iş güvencesini sağlayan özel hükümlere ne yazık ki yer verilmemektedir. Ayrıca bu bildirim üzerine Bakanlığın harekete geçme zorunluluğu da belirtilmemiştir.

Oysa iş güvenliği önlemlerinin uygulanmasına ilişkin olarak işyeri hekimini etkin kılabilmek için öncelikle işyeri hekiminin konumuna uygun bir iş güvencesine kavuşturulması; sonrasında da, gerekli idari ceza yaptırımını doğrudan uygulama yetkisi ya da işyeri hekiminin bu noktadaki tespitine değer verilerek, ihlale uygun ceza yaptırımının Bakanlık tarafından doğrudan uygulanmasına dair bir düzenlemeye yer verilmelidir.

Bilindiği gibi 1475 sayılı İş Kanununda yer alan “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulu” ve ilgili Yönetmelik yürürlükten kaldırılarak, 4857 sayılı İş Kanunu’nda “İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulu” olarak yeniden düzenlenmiş ve yeni bir Yönetmelik hazırlanmıştır. İSG Yasa Tasarısının önceki versiyonlarında yer alan “İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulu” kavramı son Taslak’ta yer almamakta ve son Taslak 4857 sayılı yasadaki ilgili maddeyi (m.80) ve yönetmeliği de yürürlükten kaldırmaktadır. Belirtmek gerekir ki, işyerlerinde işyeri hekimlerinin ve iş güvenliği uzmanlarının en önemli tutunma yeri olan, işyeri sağlık ve güvenlik hizmetlerinin tartışılıp karara bağlandığı bu yapının ortadan kaldırılması, çalışanların sağlığı ve güvenliğini olumsuz etkileyecektir.

İSG Yasa Tasarısı (m.8/9) “Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde, ilgili mevzuata göre çalıştırılmakta olan kurum hekimleri … asli görevlerinin yanısıra … çalışmakta oldukları kurum ve kuruluşların iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütmek üzere işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanı olarak görevlendirilebilirler” yaptırımı ile kurum hekimlerine angarya olarak, karşılığı olmayan bir hizmet yüklemektedir.

Özetle Tasarı, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile çalışma ortamına ilişkin çalışanların sağlığını koruyacak ve iyileştirecek hizmet organizasyonuna ilişkin eskisinden daha olumlu düzenlemeleri içermemektedir. Sağlık ve eğitim çok özel birer kamusal alan olmasına rağmen, Avrupa Birliği “uyum süreci” adı altında her düzeyde devlet eliyle ticarileşmekte, özel girişimciliğin desteklenmesi uğruna pazarın talepleri ve ihtiyaçlarına uyarlanmaktadır. Öyle ki, ticarileşme işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında da kabul görmekte, bu alandaki hizmet ve eğitim, alınıp-satılan ve kâr sağlayan sektör olarak işverenlerin/sermayenin yeni girişim alanı haline getirilmektedir.

İŞYERİ HEKİMİ ve İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI EĞİTİMLERİ

Kuruluş amaçlarına uygun olarak Türk Tabipleri Birliği (TTB), bu alandaki birikimi ve deneyimi ile işyeri hekimliği eğitimlerinde, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ise iş güvenliği mühendisi eğitimlerinde uzun yıllardır yer almıştır.

Ne var ki her iki meslek örgütünün bu alandaki yeri ve etkinliği, önce işveren örgütlerini sonrasında da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı rahatsız etmeye başlamıştır. Kamuyu temsil eden Çalışma Bakanlığı, kamu kurumu niteliğindeki TTB ve TMMOB ile paralel anlayışla genel amaca yani kamu yararına uygun kararlar alması ve uygulaması gerekirken, aksi yönde ve bireysel kar amaçlarını önde tutarak düzenleme yapılmasını isteyen sermaye gruplarının beklentileri doğrultusunda hareket etmiş ve işçi sağlığı ve işgüvenliği hizmetlerinin nitelikli sunumuyla yakından ve birinci derecede ilgili işyeri hekimliği ve iş güvenliği mühendisi eğitimlerini verme yetkisi de bu alanda yetersiz ve yetkisiz kişilere açılmıştır.

TTB İşyeri Hekimi Sertifika Programı: “İşyeri Hekimlerinin Çalışma Şartları ile Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelik” ILO sözleşme ve tavsiye kararları gözetilerek hazırlanmış, ancak uzun süre uygulan(a)mamıştır. Türk Tabipleri Birliği, 1980 sonrasında tüm toplumsal ve de özellikle işçi haklarının tamamen askıya alındığı bir ortamda Yönetmelik hükümlerinin uygulama alanını önemseyerek bir dizi çalışma başlatmıştır. TTB Yönetmelikte geçen işyeri hekimliği eğitimleri ve işçi sağlığını kamu=toplum yararına tercüme ederek ve gözeterek taraf olmuştur.

TTB tarafından 33 saat süreli ilk işyeri hekimliği kursu Şubat 1988 tarihinde yapılmıştır. Sertifikasız çalışan işyeri hekimleri ile MESS-KİPLAS gibi işveren örgütlerince tepki gösterilerek, Türk Tabipleri Birliği Yönetmeliği’nin iptali istemiyle davalar açılmıştır. Bu davaların reddedilmesiyle birlikte söz konusu kurslar daha da önem kazanmıştır. O günden bugüne TİSK’nun, Türk Tabipleri Birliği’nin işyeri hekimi eğitim etkinliğinin elinden alınması için tüm kanallarıyla, her platformda çalıştığı bilinmektedir.

Bu girişimlerden sonraki yıllarda geliştirilen işyeri hekimliği sertifika kursları 64 saat olarak verilmeye başlanmış, bu dönemde “İşyeri Hekimliği Ders Notları” kitabı hazırlanarak TTB Yayınları arasında 8 kez baskı yapmıştır.

Çalışma Bakanlığı tarafından bütün bunlar yok sayılarak, son 7 yılda Teşkilat Kanunu ile İş Kanunu ve bu kanunlar doğrultusunda hazırlanan alt düzenleyici işlemlerde, “işyeri hekimi” ve “iş güvenliği uzmanı” eğitimleri alanında, kamu kurumu niteliğinde olan ve asıl olarak kamu yararını gözeten TTB ve TMMOB’u bu alanın dışına iten düzenlemeler yapılmıştır. Bakanlık 2003’de demokratik-mesleki kitle örgütlerinin hekim ve mühendisler üzerindeki etkinliğini kırmak, sonrasında da piyasa eğitiminin önünü açmak amacıyla bu eğitimleri Yönetmelik çıkararak kendine bağlamıştır. Ancak bu düzenlemeler, 28.2.2006 tarihinde “kurumsal olarak mesleki eğitimi sürdürebilecek birikim ve yeterliliğe sahip olmadığı”, ÇSGB’nin bu alanda eğitim ve sertifika verme yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle Danıştay tarafından iptal edilmiştir.

Bakanlık, Danıştay kararı sonrasında TBMM üzerinden yeni girişimlerde bulunmuştur. 2008’de hazırlanan “İstihdam Paketi” ile “işverenler üzerindeki istihdam yükünün azaltılması ve işgücü maliyetlerinin düşürülmesi” amaçlanmıştır. Paket’in gerekçesinden de anlaşıldığı gibi işçi yararı için işyerlerinde işyeri sağlık birimi açma, işyeri hekimi, işyeri hemşiresi ve iş güvenliği uzmanı bulundurulması işveren üzerinde gereksiz istihdam yükü olarak kabul edilmiştir. İstihdam Paketi ile ÇSGB’nin teşkilat yasasına “eğitim verme yetkisi olan kurum” ibaresi eklenerek Bakanlığın kendisini “Eğitim Kurumu” ilan etmesiyle Danıştay engeli aşılmıştır.

Türk Tabipleri Birliği ise 2005 yılına kadar 17 yılda 168 kurs düzenleyerek 29193 hekimin eğitimini ve sertifika almasını sağlamış, “işyeri hekimlerinin gereksinimlerinin karşılanması ve işçi sağlığı alanındaki güncel bilimsel bilgi birikiminin işyeri hekimleriyle buluşturulması” gerekçesiyle işyeri hekimliği kurslarını sürekli gündemde tutmuştur.

1996 yılında “kursların günün ihtiyaçlarına uygun eğitim modelleri ile yürütülmesi” için gerekli düzenlemeleri yapmak üzere kursların reorganizasyon süreci başlatılmıştır. 10 yıllık çalışma ile bu süreç 2005 yılında tamamlanmıştır. Sonuçta; “A Tipi İşyeri Hekimliği Kursları” yeni biçim ve içeriğiyle güncelleştirilerek “İşyeri Hekimi Temel Eğitim Sertifika Programı” adı altında kurgulanmıştır. Aynı zamanda daha önce A, B ve C tipi olmak üzere 3 basamakta gerçekleştirilen sertifika kursları yeni kurgu ile “Temel Eğitim” ve “İleri Eğitim” olarak basamaklandırılmıştır.

TTB merkezi yapısı üzerinden yürütülen Temel Eğitim Sertifikası “sürekli eğitim” amaçlanarak verilmektedir. Bu sertifikayı alan hekimler, yerel tabip odaları üzerinden çağrıldıkları ilgili İşyeri Hekimliği İleri Eğitim Programlarına katılmakla yükümlüdürler.

TTB “İşyeri Hekimi Temel Eğitim Sertifika Kursu” ile “İşyeri Hekimi İleri Eğitimleri Sertifika Kursu” Yönergeleri içeriğinde; kurs düzenleme yetkisi, kursların programı ve kurgusu, kurs başvuru koşulları, kurs materyali, ölçme ve değerlendirme, eğitim-öğretim teknikleri, devam zorunluluğu, ödev hazırlama, destek ve danışmanlık hizmeti, sertifika verme koşulları ile mali hükümler yer almıştır.

TTB-Üniversite Protokolü: İşyeri Hekimi Temel Eğitim Sertifika Kursları’nı üniversitelerle işbirliği çerçevesinde yapmaya karar veren Türk Tabipleri Birliği, 2005’ten itibaren kendisi ile işbirliği protokolü imzalamış olan 19 üniversite (Akdeniz, Cumhuriyet, Çukurova, Dicle, Ege, Erciyes, Gazi, Gaziantep, Hacettepe, İstanbul, Karadeniz Teknik, Kocaeli, Kocatepe, Maltepe, Marmara, Mersin, Ondokuzmayıs, Trakya ve Uludağ) ile söz konusu kurs programının içinde birlikte yer almıştır. 2010 yılına kadar üniversitelerle toplam 22 kurs gerçekleştirilmiş ve bu kurslarda 2150 hekime İşyeri Hekimi Temel Eğitim Sertifikası verilmiştir.

Türk Tabipleri Birliği, ÇSGB’nin ilgilenmediği dönemde işçi sağlığı alanında yaklaşık 30 yıl yoğun bir faaliyet sürdürerek yol alırken; işçi sağlığı ve işyeri hekimliği hizmetlerini birinci basamak sağlık hizmeti kapsamında değerlendirmiş, bu alana katkıda bulunmayı görev kabul ederek alanla doğrudan ilgilenmiştir/ilgilenmektedir. Bu anlamda bir taraftan konuyu üniversitelerde önemsetirken, diğer taraftan bilimsel çalışmalarını ekip anlayışıyla yoğurup bu günlere getirmiştir. 19 üniversiteyi bir araya getirerek onların bilgi birikimini alana yansıtırken, üniversitelerde konunun daha önemsenmesini ve eğitim müfredatına alınmasını sağlamıştır. İki üniversitenin dahi bir araya gelip toplum yararına etkinlikler düzenlemekte zorlandığı bir dönemde böyle bir birlikteliği anlamlı bulup daha da geliştirmek gerekirken, sistemin alandaki sözcüsü ÇSGB, değerli çaba ve emekle ortaya çıkan eğitim faaliyetini ortadan kaldırmaya yönelik düzenlemeler yapmıştır.

TMMOB İş Güvenliği Uzmanı Sertifika Programı: Kavramsal olarak “iş güvenliği” teriminin belirsizliğine rağmen, yıllarca işyerlerinde bu alanda görev yapanlar ile TMMOB’ye bağlı odalar tarafından verilen eğitimler sonucu belge alan mühendisler işyerlerinde “iş güvenliği mühendisi” olarak görev yaptılar.

“İş Güvenliği Uzmanı” kavramı Türkiye’de ilk kez 2003 yılında 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer almıştır. 2004 yılında çıkartılan "İş Güvenliği ile Görevli Mühendis veya Teknik Elemanların Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik" eğitimlerin ÇSGB bünyesinde yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Ancak tarihe ‘ilk’ olarak geçen bu Yönetmelik 15 Ağustos 2009 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılmış, eğitimlerin piyasa koşullarında yapılmasının önünü açılmıştır. Bakanlık "İş güvenliği ile görevli mühendis veya teknik elemanların nitelikleri, sayısı, görev, yetki ve sorumlulukları, eğitimleri, çalışma şartları, görevlerini nasıl yürütecekleri, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin görüşü alınarak…" hükmünün gereğini yerine getirmemiştir.

ÇSGB İşyeri Hekimi ve İş Güvenliği Uzmanı Eğitimleri: Bakanlık TTB-üniversite işbirliğiyle verilen eğitimleri referans göstermek yerine; işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı eğitimlerinde bilimsel olmayan anlayışla özel şirketlere yetki vermiştir.

ÇSGB önce “İstihdam Paketi” ile Teşkilat Yasasını değiştirmiştir. Sonrasında, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 81 inci maddesine dayanarak hazırlanan (15.8.2009) Yönetmelik ve yayınlanan (9.12.2009) “Uygulama Tebliği”; işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının eğitimlerinin “kuruluş kanunlarında işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı eğitimlerini verme yetkisi bulunan kurum ve kuruluşlar, üniversiteler ve Genel Müdürlükçe yetkilendirilen kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından” düzenlenebileceğini belirtmiştir. Daha eğitimlerle ilgili “Uygulama Tebliği” yayınlanmadan ‘içeriden’ bilgilendirilen çok sayıda özel şirket, eğitim vermek üzere ‘organize olarak’ Bakanlığa başvurmuştur. Ancak Danıştay 10. Dairesi, 29.3.2010 ve 16.4.2010 tarihlerinde; “kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının Genel Müdürlükçe eğitim konusunda yetkilendirilemeyeceğini” belirterek, 15 Ağustos 2009 tarihli Yönetmelikte geçen “Eğitim kurumu”, “Eğiticinin eğitimi belgesi”, “Eğitimlerin düzenlenmesi” vb. maddelerin yürütmesini durdurmuştur.

Bakanlık (taşeron hizmet sunum ve eğitim şirketleriyle ilişkileri tartışma konusu olan eski bürokratlarının beklentileri doğrultusunda) Danıştay engelini bir kez daha aşmak ve meslek örgütlerinin etkinliklerini kırmak için yeni mevzuat düzenlemeleri başlatmıştır. Danıştay tarafından iptal edilen yönetmelik hükümleri “Kanun Teklifi” haline getirilmiştir. Başvurudan sonraki 31 gün içinde tüm süreç tamamlanarak 23 Temmuz 2010 da kabul edilen “Gelir Vergisi Kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair” 6009 sayılı “Torba Yasa”yla, verilen sözler üzerine yatırım yapan taşeron işçi sağlığı ve güvenliği hizmet sunum kuruluşları ile özel ticari eğitim kuruluşları amacına ulaşmış; “Eğitim Kurumu” tanımı “İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görev yapacak işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının eğitimlerini vermek üzere Bakanlıkça yetkilendirilen kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre faaliyet gösteren şirketlerce kurulan ve işletilen müesseseler” olarak yapılmıştır.

“Torba Yasa” ÇSGB’nin Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda bir kez daha değişiklik yaparak "İşyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, diğer teknik ve sağlık personel ile işçilere eğitim vermek için kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre faaliyet gösteren şirketler ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerini yetkilendirmek, gerektiğinde yetkilerini iptal etmek, hizmetin etkin ve verimli bir şekilde verilip verilmediğinin kontrol ve denetimini sağlamak, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının eğitimleri sonundaki sınavları yapmak veya yaptırmak, belgelerini vermek," ibaresiyle yetki konusunu da tartışılmaz kılmıştır.

6009 sayılı Yasa TBMM’ye geldiğinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer tarafından “İSG Yasa Tasarısı” basına sunulmuştur. “Torba Yasa” ile 4857 sayılı İş Kanununun 81 inci maddesinde değişiklik yapıldığı günlerde basına sunulan ve taraflardan görüş istenen “İSG Yasa Tasarısı”nın 1 Ağustos 2010 tarihinde yürürlüğe giren Değişik 81 inci maddeyi yürürlükten kaldırılması bir hayli ilginç, bir o kadar da düşündürücüdür.

Önümüzde bulunan son “İSG Yasa Tasarısı” işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanını bir kez daha tanımlamakta ve belgelendirilmelerinde Bakanlık yetkisine vurgu yapmaktadır. (m.4,8) Tasarıya göre; “İşyeri hekimliği belgesi; Eğitim kurumlarınca düzenlenecek işyeri hekimliği eğitim programlarına katılan ve eğitim sonunda Bakanlıkça yapılan veya yaptırılan sınavda başarılı olan hekimlere, Bakanlıkça veya akredite olmuş kurumlar tarafından verilir.” (m.8/3-b)

Tasarı “İşyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı eğitimlerini vermek üzere gerekli yetki belgesine sahip kamu kurum ve kuruluşlarını, üniversiteleri ve Türk Ticaret Kanununa göre faaliyet gösteren şirketleri” (m.4/n) “Eğitim Kurumu” olarak yeniden tanımlamaktadır. Bakanlık Yönetmelik ile “Eğitim Kurumu” açma yetkisi için; a) Eğitim mekânı, b) Eğitim programı, c) Eğitici formasyonu, d) Ticari kuruluşlara faaliyetleri konularında kriterler belirlemiştir. “Eğitim Kurumu” olarak onay verilen “özel hukuk tüzel kişileri” ya da “Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre faaliyet gösteren şirketleri” tartışmaya dahi gerek duymazken; kamu kurum ve kuruluşlar ile eğitim düzenlemek isteyen üniversiteler, düzenleyecekleri eğitim programını ve eğiticilerini İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’ne onaylatmak zorunda bırakılmıştır.

Ayrıca ÇSGB tarafından oluşturulan “İşyeri Hekimliği Eğitim ve Sınav Komisyonu” ile “İş Güvenliği Uzmanlığı Eğitim ve Sınav Komisyonu” ezici çoğunlukla Bakanlık personelinden oluşturulmaktadır. Sosyal diyalog (!) adına TTB ve TMMOB temsilcilerinin de katıldığı bürokrat ağırlıklı bu komisyonlar, bu alanın en yetkin bilim adamlarına ‘bilim’ aktarma ve onların eğitimlerini ölçme-değerlendirme yetkisini/yetkinliğini kendilerinde görebilmektedirler. İşyeri Hekimliği Eğitim ve Sınav Komisyonu Başkanlığı ise YÖK adına görevlendirilen, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanıyla herhangi bir ilgisi olmayan kişilerce yürütülmektedir.

Danıştay’ın önceki kararlarına rağmen İSG Yasa Tasarısına göre (m.8/3-4); Bakanlık, 3 yıl teftiş yapan hekim iş müfettişleri ile İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü ve bağlı birimlerinde 7 yıl çalışmış hekimlere istekleri halinde “işyeri hekimliği belgesi”; 5 yıl teftiş yapmış iş müfettişleri ile İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü ve bağlı birimlerinde 5 yıl çalışmış mühendislere istekleri halinde (A) sınıfı “iş güvenliği uzmanlığı belgesi” verilmektedir. Bu düzenlemelerin, bu alanda verilecek hizmetin gereğine uygun olmayacağı açıktır.

Yenileme Eğitimleri: ÇSGB tarafından ‘geliştirilen’ düzenlemeye göre işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının, belgelerini aldıkları tarihten itibaren 7 yıllık aralıklarla “eğitim kurumları” tarafından düzenlenecek olan, ne olduğu tam olarak anlaşılamayan “Yenileme Eğitimi” programına katılmaları zorunludur. Temel eğitime göre son derece kolay ve kısa zamanlı olması, ‘piyasacı’ eğitim kurumlarının bu eğitimlere yönelmelerini sağlamaktadır.

TTB bu alanda 15 yıldır yoğun bir faaliyet sürdürmekte ve her adımını defalarca test ederek ilerlemektedir. TTB, alanda çalışan işyeri hekimlerinin bilgi tazeleme, yenilenme, karşılaştıkları problemlere ve uygulamaya dönük gereksinmelerini karşılamaya yönelik olarak 1996 yılında “B Tipi Sertifika Kursları”, aynı zamanda sektörel düzeyde ve risk odaklı modüllerle “C Tipi Sertifika Kursları” başlatmıştır. Bu eğitimlerde interaktif eğitim teknikleri kullanılmıştır. Binlerce aktif çalışan işyeri hekimi her biri yaklaşık 16 saat süren eğitimlere katılmıştır. B ve C tipi işyeri hekimi eğitimleri 2005 yılından sonra TTB’nin “İşyeri Hekimi İleri Eğitimleri Sertifika Kursu Yönergesi” çerçevesinde dönüşüm geçirmiştir. Aktif çalışan işyeri hekimlerine 17 modül olarak kurgulanan, uzmanlık dernekleri ve birlikte meslek örgütleriyle birlikte yapılan eğitimler, uzaktan internet üzerinden eğitim tamamlandıktan sonra 8-16 saatlik yüzyüze interaktif eğitimler olarak uygulanmıştır.

Özetle; işçi sağlığı ve iş güvenliğinin en önemli iki disiplini olan işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı sertifikası verme yetkisine, alanın serbest piyasaya açılması amacıyla, ÇSGB müdahil olmuştur. Bu alanda üniversiteler, uzmanlık dernekleri ve meslek örgütleriyle işbirliğini geliştirip ortak birikimi işçi sağlığı ve iş güvenliği amacıyla geliştirilmesi beklenirken; ÇSGB tarafından pazara açılan eğitimler alanda yer tutmuştur.

Hizmetler sektörü bilindiği gibi temelde kamusal olarak nitelenen ve kâr amacı gütmeyen alanları kapsamaktadır. Bu nitelikteki hizmetlerin kâr amaçlı, rekabete açık ekonomik faaliyet haline gelmesi önemli sosyal sorunları beraberinde getirecektir. Bir başka ifadeyle ortaya çıkacak esas sorun; hizmetler sektöründeki liberalleşmenin kimin çıkarına işleyeceğidir ve hizmetler sektörü üzerine kapalı kapılar ardında yapılan hesapların dışında; eğitim alanında yaşanmakta olan neoliberal dönüşümlerin ekonomi ile sınırlanamayacak birçok boyutu da bulunmaktadır.

TTB Bilim Eğitim Kurulu, ÇSGB tarafından ilan edilen eğitim programının TTB’nin üniversitelerle birlikte uygulanan programın çok gerisinde olduğuna karar vermiştir. Bilimsel ve toplumsal değerleri dikkate almayanların “özel müfredat” ve buna “uygun kadrolarla” alana süreceği eğitimlerin sertifika pazarlamak anlamına gelmesi Kurul’un kaygılarını artırmaktadır.

Eğitim programı geliştirmenin bilimsel aşamaları içerisinde planlama, multidisipliner bir takım çalışmasını gerekli kılar. Alana müdahale edebilmek için gereksinim çözümlemesi ve program tasarımı ulusal ve uluslararası düzlemlerde programların da değerlendirildiği bir süreçtir. Eğitim programının hedefleri uzak, yakın ve özel olarak belirlenmelidir. Öğrenim hedefleri doğrultusunda altyapı, öğretim elemanı ve katılımcı sayısı gibi bileşenleri de göz önünde bulundurarak bir sonraki aşamaya yani içerik seçimi ve eğitim durumlarının düzenlenmesi gerçekleştirmelidir. Program geliştirmedeki en önemli aşamalardan biri ise programın değerlendirilmesidir. Yapılan değerlendirmeler sonunda programdaki düzenlemelere gidilmesi ve programın yaygınlaştırılması sağlanabilir. Bu aşamalarda elde edilen dönütler hedeflerin gözden geçirilmesine neden olabilecektir. Programın sürdürülmesi sırasında alınan dönütler de yönetsel kademelere hem yapılan çalışmalar hakkında hem de geleceğe yönelik yeni program geliştirme çalışmalarına başlamak amacıyla araştırma geliştirme birimi oluşturmak ise son aşama olup önemli sonuçlar ve ipuçları verecektir. Tüm bu aşamaları öngören, izleyen, karar anlarında gerektiğinde yetki kullanan bir yönetsel kararlılık kurulunun olması da eğitim programının en önemli gerekliliklerindendir.

Eğitim programlarında yukarıda kısaca tanımlanan süreç toplumun gereksinimlerini gözeten, bireyi-öğreneni odaklayan bir eğitim – öğretim sürecini betimlemektedir. Toplumun gereksinimlerine bütüncül yaklaşamayan; anlık – kısa süreli analizler üzerinden kurgulanan eğitim programları, bir yandan yanılsamalı bir durum yaratıp toplum sağlığını tehdit edebilecekken diğer yandan olması gerekeni erteleyip geciktireceği için uzun erimde karşılanması oldukça zor sorunlara yol açabilir.

Eğitimi özellikle sağlık eğitimini, lisans – yüksek lisans düzeyi eğitimlerden kısa süreli eğitim programlarına indirgemek, eğitim verme sorumluluk ve hakkını akademik olmayan, temel amacı kazanç elde etmek olan yapılara devretmek ülkemizin işçi sağlığı alanındaki akademik gelişimine haksızlık olacağı gibi insan gücü ve bilgi birikime de zarar verecektir.

ÇALIŞANLARIN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ

İSG Yasa Tasarısı “Çalışmaktan kaçınma hakkı” başlığıyla düzenlemeler yapmaktadır (m.12). Buna göre “Çalışanlar, ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalmaları halinde işverene veya işveren vekiline başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilirler. İşveren veya işveren vekili durumu derhal inceleyerek karar verir. Karar, çalışana ve varsa iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir … çalışan, gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbiri alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir … Çalışanlar, ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda … işyerini veya tehlikeli bölgeyi terk edebilir. Çalışanların bu davranışları nedeniyle hakları kısıtlanamaz … gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda, tabi oldukları kanun hükümlerine göre iş sözleşmelerini feshedebilirler”.

Tasarı “ciddi ve yakın tehlike” tanımlamasını “Acil durum planları” başlıklı maddede (m.11) yapmaktadır. Önceki taslaklarda “ciddi veya yakın tehlike” şeklindeki ifade “ciddi ve yakın tehlike” olarak değiştirilmiştir. Bir tehlikenin sadece ciddi olması, ya da sadece tehlikeli olması yetmemekte, her iki durumun beraberliğine ek olarak “önlenemez” de olduğu durumda söz konusu “hak” kullanılabilmektedir. Bir başka anlatımla işçi ölüm tehlikesini görecek ve işverene veya işveren vekiline başvuracak, işveren veya işveren vekili durumu derhal inceleyerek karar verecek, karar yazılacak, çalışana ve varsa iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisine bildirilecektir… İşçinin isterse çalışmaktan kaçınabileceği, bölgeyi terk edebileceği veya iş sözleşmesini feshedebileceği bir hak gibi sunulmaktaysa da, işçi ölmez de sağ kalırsa, iş güvencesi sorununun çözülemediği, haksız işten çıkartmaların önlenemediği, fazla çalıştırmaya sınır konamadığı bir ortamda bu hak, işverenin “işçiyi işten atma hakkı”nın gerekçesini oluşturabilecektir.

Kaldı ki, söz konusu 12 inci madde 4857 sayılı İş Kanunu’nda (m.83) “İşçilerin hakları” adı altında mevcut ve 7 yıldır yürürlüktedir. Ancak bu düzenlemelerin uygulanamadığı gerçeği de önümüzde durmaktadır. Eğer madde düzenlemesi bir hakkın kullanımına olanak tanısaydı, hükümetin tüm kurumlarıyla gündeme aldığı Tuzla tersaneleri sorunlarının çözüme kavuşacağı, ölümlerin yaşanmayacağı açıktır. “Çalışmaktan kaçınma hakkı” tersanelerde ne kadar kullanılabildiğini sormak gerekir. Bütün bunlar göstermektedir ki, getirilen düzenlemelerin gerçekte yaşama geçirilebilmesinin güvencesi olan hükümler de yasalarda yer almalıdır.

İSG Yasa Tasarısı “Çalışanların görüşlerinin alınması ve katılımlarının sağlanması” başlıklı maddede (m.16) “İşveren, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda çalışanların ve temsilcilerinin görüşlerini alır, teklif getirme hakkı tanır ve bu konulardaki görüşmelerde yer almalarını ve katılımlarını sağlar” düzenlemesini yapmaktadır. Ancak işverenin görüş almaması durumunda bunun yaptırımı, doğruluğunun kanıtlanması durumunda 200 TL para cezası olarak belirlenmiştir. Bu düzenlemelerin caydırıcı olduğunu söylemeye olanak bulunmamaktadır.

Özetle; çalışanların yaşamlarını ve sağlıklarını doğrudan ilgilendiren konularda söz sahibi olmaları, aktif rol üstlenmeleri, bu alana ilişkin işyeri düzeyinde politikaların oluşturulması ve sürece örgütlü katılımları yönünde hükümlere yer verilmemiştir. Taslakta önlemlere uyulmaması sonucu “hakların kullanımı” konusunda mağdur olabilecek çalışanlara yönelik özel güvence ve yaptırımlar da öngörülmemektedir. Ayrıca çalışanların bireysel başvuruları ve bu başvuru sonucunda zarar görmemelerine ilişkin yeterli hükümler bulunmamaktadır.

 

 

ULUSAL İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KONSEYİ

“Ülke genelinde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili politika ve stratejilerin belirlenmesi için” kurulan “tavsiyelerde bulunmak” gibi bir görevi üstlenen Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi ağırlıklı olarak hükümet temsilcileri ve bürokratlardan oluşmaktadır. (m.19) Geçmiş deneyimlerimiz, bu düzenleme ile salt çoğunluğu sağlayan siyasi iradenin “sosyal diyalog” adına kararlar alarak alanla ilgili “tavsiyelerde” bulunacağı kanaatimizi güçlendirmektedir.

YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN VE DEĞİŞTİRİLEN HÜKÜMLER

4857 sayılı İş Kanunu: İSG Yasa Tasarısı; İş Kanunu’nda bulunan İSG ile ilgili tüm maddeleri yürürlükten kaldırmaktadır. Kimi maddeler Taslakta benzer veya değişik ifadelerle yer almakta, kimi maddeler ise taslakta hiç yer almamaktadır.

Kaldırılan düzenlemelerden bazıları; Yer ve su altında çalıştırma yasağı (m.72), İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri (m.77), İşin durdurulması veya işyerinin kapatılması (m.79), İş sağlığı ve güvenliği kurulu (m.80), İş sağlığı ve güvenliği hizmetler (m.81), İşçilerin hakları (m.83), Ağır ve tehlikeli işler (m.85, 86), On sekiz yaşından küçük işçiler için rapor (m.87), Gebe veya çocuk emziren kadınlar için yönetmelik (m.88) şeklinde sayılabilir.

Yapılan değişikliklerle ilgili birkaç örnek vermek gerekirse:

1. Taşeronlaşma sorunu: Tasarı (m.28/1-a) 4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinde geçen “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir” ibaresindeki “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle” ibaresini “işin gereği veya teknolojik nedenlerle” olarak değiştirmektedir. Maddedeki “ve” bağlacının “veya” olarak değiştirilmesi taşeronlaşmayı neredeyse sınırsız hale getirmektedir. Bu düzenleme -iş kazası ve meslek hastalığının bu denli yaygın olmasının önemli nedenlerinden birinin taşeronlaşma olduğu gözetildiğinde- çıkarılmak istenen Yasayla işçi sağlığının korunması ve geliştirilmesinde daha ileri bir düzeye erişilmesinin öncelikli hedef olarak görülmediğinin bir göstergesi olması bakımından önemlidir.

2. Ağır ve tehlikeli işler: Ağır ve tehlikeli işlerde çalışanların çalışma koşullarıyla ilgili düzenlemeler yürürlükten tamamen kaldırılmak istenmektedir. (m.28/4) Sonuçları itibarıyla ağırlığını hissettirecek bu düzenleme, kadınlar ile 18 yaş altı gençlerin ve çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalışmasının önünü açacak niteliktedir. Ayrıca bu tür işlerdeki çalışma süresinin 7,5 saatten 9 saate çıkartılmasını sağlamaktadır.

3. Çırakların iş sağlığı ve güvenliği: Tasarı (m.28/1-b) İş Kanununun 4 üncü maddesi (f) bendinde yer alan hakları ortadan kaldırmaktadır.

4. Ödünç işçilerin eğitimi: Tasarı (m.28/2) İş Kanununun 7 nci maddesinde yer alan “Geçici iş ilişkisi kurulan işveren … işçiye sağlık ve güvenlik risklerine karşı gerekli eğitimi vermekle yükümlüdür” ibaresini kaldırmaktadır.

5. Gece çalışanların sağlık hakları: Tasarı (m.28/4) İş Kanununun 69 ncu maddesinde yer alan “Gece çalıştırılacak işçilerin sağlık durumlarının gece çalışmasına uygun olduğu, işe başlamadan önce alınacak sağlık raporu ile belgelenir. Gece çalıştırılan işçiler en geç iki yılda bir defa işveren tarafından periyodik sağlık kontrolünden geçirilirler. İşçilerinin sağlık kontrollerinin masrafları işveren tarafından karşılanır. Gece çalışması nedeniyle sağlığının bozulduğunu raporla belgeleyen işçiye işveren, mümkünse gündüz postasında durumuna uygun bir iş verir. İşveren gece postalarında çalıştırılacak işçilerin listelerini ve bu işçiler için işe başlamadan önce alınan ve periyodik sağlık raporlarının bir nüshasını ilgili bölge müdürlüğüne vermekle yükümlüdür.” ibarelerini yürürlükten kaldırmaktadır.

SONUÇ

Tasarı Taslağı, tüm çalışanların iş güvenliğinin sağlanması ve sağlığının korunup geliştirilmesi için uygulamayı biçimlendiren bir yasa metni olma niteliğine sahip değildir.

İşçi sağlığının korunup geliştirilebilmesi için işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, işyeri hemşiresi ve işyeri sağlık ve güvenlik biriminde görevlendirilecek diğer personelin hak yetki ve sorumluluğunun özellikle işverenden bağımsızlıklarını sağlayacak; bu suretle etkin görev yapmalarının önünü açacak olan iş güvencesi sistemlerinden hiçbirinin Tasarıda yer bulmamış olması önemli bir sorundur.

Bütün bunlardan başka, İSG Tasarısı ile ilgili 5 yıl süren hazırlık çalışmalarında; işveren temsilcilerinin görüşleri her aşamada dikkate alınırken, uluslararası sözleşmelere rağmen, sendikaların ve ilgili meslek örgütlerinin politikaların belirlenmesi, uygulanması ve denetimi anlamında etkin katılımına olanak sağlanmamıştır.

Söz konusu Yasa Tasarısı Taslağına ilişkin görüşlerimiz ve önerilerimiz de dikkate alınarak yeni bir düzenleme yapmak, işçilerin sağlık ve güvenliklerini sağlayacak önlemlerin yaşama geçirilebilmesi bakımından bir zorunluluk olarak durmaktadır.

 

İŞÇİ SAĞLIĞI GÜNCEL

Muayenehanelerin Risk Değerlendirilmesi | TTB - 04.04.2013
İşçi Sağlığı Ve Güvenliği Kongresi Toplanıyor | Dr. Osman Öztürk - Birgün - 30.11.2011
İşçi Sağlığı Şirketlere Emanet | Mustafa Çakır-Cumhuriyet Gazetesi-26.11.2011
Ekim ayında 53 işçi hayatını kaybetti, 142 işçi yaralandı… | SoL Gazetesi–02.11.2011
İhmal Edilen Alan İşçi Sağlığı Ve İş Güvenliği | Döndü TAKA ÇINAR - İş ‘te Çalışanlar Dergisi Mayıs –Haziran 2011
İş Hayatında Kadının İş Güvenliği | H.Tülin TÜZÜN -İş ‘te Çalışanlar Dergisi Mayıs –Haziran 2011
İşyerinde Duygusal Taciz(Mobbing) |Dr. Muzaffer SARAÇ - İş ‘te Çalışanlar Dergisi Mayıs –Haziran 2011
İnsanca Yaşam İçin Birlikte Örgütlü Mücadele | BURAK ÖZ - Birgün 31.08.2011
İşçi Sağlığı Yasası Çıksın | Cumhuriyet Gazetesi 05.05.2011
İş Sağlığı Kamusal Bir Hizmettir | Birgün Gazetesi 29.04.2011
Taşeron ‘cumhuriyeti’ne doğru | Evrensel Gazetesi 10.09.2010
Tersaneler neo-liberalizmin ölüm laboratuvarları | Zeynep Kuray - Birgün 06.09.2010
Tuzla'da canavar uyanmadan önlem şart | İsmail SAYMAZ - Radikal Gazetesi 22.08.2010
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinin Taşeronlaştırılması | Prof. Dr. A.Özdemir Aktan - Cumhuriyet Gazetesi 15.06.2010
İşçi sağlığının ruhuna fatiha | Dr. Osman Öztürk - Birgün Gazetesi 06.06.2010
Maden faciaları grizuyla geliyor | Cumhuriyet gazetesi 24.05.2010
Madencinin iş güvenliği sağlandı ya; sıra terziye geldi! | Serpil Yılmaz - Milliyet Gazetesi 25.02.2010

SİSTEMDE

Şu anda 5 ziyaretçi çevrimiçi